Avrupa’da merkez siyasetin gerilemesi uzun süredir tartışılıyor. Aslında bu gerileme bir anda ortaya çıkmadı. 2008 Küresel Finans Krizi, merkez sağ ve merkez sol partilere duyulan güveni sarstı. Ardından ekonomik güvencesizlik, kemer sıkma politikaları ve 2015’teki mülteci krizi, seçmenlerin alternatif siyasi hareketlere yönelmesinde etkili oldu. Ortaya çıkan tablo yalnızca aşırı sağın yükselişiyle sınırlı kalmadı. Merkez partiler de söylemlerini ve politikalarını değişen siyasi dengelere göre yeniden şekillendirmeye başladı. Bugün bu sürece Donald Trump’ın ikinci başkanlık döneminde izlediği, ulusal çıkarları öne çıkaran ve uluslararası iş birliğine daha mesafeli yaklaşan politikalar da ekleniyor. Trump yönetiminin ticaret tarifeleri ve NATO üzerinden Avrupa ülkeleriyle yaşadığı gerilimler, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan transatlantik ortaklığın geleceğine ilişkin tartışmaları artırıyor. Göç, ekonomik belirsizlik ve siyasi istikrarsızlıkla karşı karşıya olan Avrupa ülkelerinde ise bu gelişmeler, iç politika dengelerini de etkiliyor.
12 Nisan 2026’da gerçekleşen Macaristan parlamento seçimleri, Trump’ın Avrupa’daki sağ partiler üzerindeki etkisini yeniden gündeme taşıdı. Seçimlerde Viktor Orbán liderliğindeki Fidesz-KDNP ittifakı 199 sandalyeli parlamentoda 52 sandalye kazanırken, Péter Magyar’ın merkez sağ Tisza Partisi 141 sandalyeyle üçte iki çoğunluğu elde etti. Böylece Orbán’ın 16 yıllık iktidarı sona erdi. Seçim öncesinde Trump, Orbán’a açıkça destek verirken Başkan Yardımcısı JD Vance de 7 Nisan’da Macaristan’a giderek Orbán’la birlikte bir mitinge katılmıştı. Bu desteğin Orbán’ın seçim performansını olumsuz etkilemiş olabileceğine ilişkin yorumlar yapılsa da seçmenlerin kararları üzerindeki doğrudan etkisi ortaya konmuş değil. Macaristan’daki sonuç, Trump’ın siyasi desteğinin Avrupa’daki müttefikleri için ne anlama geldiği sorusunu yeniden gündeme getirirken, ikinci başkanlık döneminde değişen uluslararası ilişkilerin aşırı sağ partilerin politikalarını nasıl etkileyeceği de tartışılmaya devam ediyor.
Almanya: AfD’nin Yükselişi
Trump’ın ikinci başkanlık döneminin başlangıcındaki önemli seçimlerden biri, 23 Şubat 2025’te Almanya’da gerçekleşti. X platformunun sahibi Elon Musk’ın açıkça destek verdiği ve kampanya etkinliğine video bağlantısıyla katıldığı aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, oy oranını ikiye katlayarak ülkenin en büyük ikinci partisi konumuna yükseldi. Seçimden birinci çıkan merkez sağ CDU/CSU, Friedrich Merz liderliğinde göç politikalarında daha sert bir tutum benimseyerek oyların %28,5’ini aldı ve parlamentoda 208 sandalye kazandı. AfD ise %20,8 oy oranıyla 152 sandalye elde etti. SPD, Yeşiller ve Sol Parti gibi daha sol eğilimli partilerin toplam sandalye sayısı 269 oldu. Seçimlerin ardından Merz liderliğindeki CDU/CSU ve SPD koalisyonu 6 Mayıs 2025’te göreve başlarken AfD muhalefette kaldı.
AfD’nin yükselişi, Eylül 2026’da gerçekleşen eyalet seçimlerinde de devam etti. Parti, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt’ta oyların %43,8’ini alarak 83 sandalyelik eyalet parlamentosunda 39 sandalye kazandı ve mutlak çoğunluğun üç sandalye gerisinde kaldı. 20 Eylül’de Mecklenburg-Vorpommern’de ise %38,2 oyla birinci parti olurken, Merz’in CDU’su %4,9’da kalarak eyalet parlamentosuna giremedi. Ancak eyalette %35,5 oy alan SPD’nin liderliğinde AfD’siz bir koalisyonun çoğunluğu bulunuyor. Aynı gün Berlin’de düzenlenen seçimlerde AfD oylarını %16,3’e yükselterek üçüncü sıraya yerleşti. Sol Parti ise %25,7 oyla seçimi ilk sırada tamamladı. Eylül seçimleri, AfD’nin özellikle Almanya’nın doğusunda güç kazandığını ortaya koyarken, partinin eyalet yönetimlerinde nasıl bir konum elde edeceği hükümet kurma süreçlerine bağlı.
Birleşik Krallık: Farage ve Reform UK
Aşırı sağ söylemleriyle bilinen Nigel Farage, liderliğini yaptığı Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) ile Brexit sürecinin öne çıkan siyasi aktörlerinden biri oldu. UKIP’ten ayrıldıktan sonra 2019’da Brexit Party ile siyasete devam eden Farage’ın partisi, Birleşik Krallık’ın AB’den ayrılmasının ardından 2021’de Reform UK adını aldı. 2019 genel seçimlerinde Brexit Party oyların %2’sini aldı ancak parlamentoya milletvekili gönderemedi.
Reform UK, 2024 genel seçimlerinde oyların %14,3’ünü alarak İşçi Partisi ve Muhafazakar Parti’nin ardından oy oranında üçüncü sıraya yükseldi ancak dar bölge seçim sistemi nedeniyle yalnızca beş milletvekili çıkarabildi. Partinin yükselişi sonraki seçimlerde de sürdü. Reform UK, 2025’te İngiltere’deki yerel seçimlerde 677 sandalye kazanarak 10 yerel yönetimin kontrolünü ele geçirdi. Mayıs 2026’da ise İngiltere’deki yerel seçimlerde 1.451 sandalye kazanarak 14 yerel yönetimin kontrolünü aldı. Aynı gün yapılan seçimlerde Galler Parlamentosu’nda 34 ve İskoçya Parlamentosu’nda 17 sandalye elde ederek Birleşik Krallık genelindeki temsilini genişletti.
Fransa: Le Pen ve Ulusal Birlik
AB’nin kurucu devletlerinden Fransa’da Marine Le Pen liderliğindeki Ulusal Birlik (Rassemblement National - RN) partisi, göçmen karşıtlığı söylemleriyle dikkat çekiyor. Partinin selefi Ulusal Cephe, uzun yıllar antisemitizm ve idam cezası gibi konulardaki tutumlarıyla tartışıldı. Marine Le Pen’in 2011’de liderliği devralmasının ardından parti söylemini yumuşatmaya başladı: Kurucu Jean-Marie Le Pen 2015’te partiden ihraç edildi, idam cezası 2017’de seçim programından çıkarıldı. 2018’deki Ulusal Birlik adına geçiş de bu sürecin devamı oldu.
2022 yılında gerçekleşen cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önceki yıllardaki gibi adaylığını ilan eden Marine Le Pen, Emmanuel Macron ile beraber ikinci tura kalmıştı. Le Pen, ikinci turda yine Macron’a kaybetse de %41,5 oy oranına ulaşmasını “açık bir zafer” olarak nitelendirdi. 2022 yılı parlamento seçimlerinin birinci turunda %18,7 oy alan Ulusal Birlik ise 89 sandalye ile Fransa Ulusal Meclisi’nde yerini aldı.
2024’te Macron’un erken seçim kararı almasının ardından gerçekleşen parlamento seçimlerinde Ulusal Birlik ve müttefikleri, birinci turdaki oy oranını neredeyse iki katına çıkararak %33,2’ye yükseltti. İkinci turda sandalye sayısında üçüncü blok olarak kalan Ulusal Birlik ve müttefikleri, Fransa parlamentosunda toplam 142 sandalye kazandı. Bu sandalyelerin bir kısmı, ayrı bir grup kuran müttefik Cumhuriyet İçin Sağ Birliği’ne (UDR) ait. 2026 itibarıyla Ulusal Birlik’in Ulusal Meclis’teki grubu 122 milletvekiliyle en büyük siyasi grup konumunda. Le Pen’in siyasi geleceğini belirleyen hukuki süreçte ise 7 Temmuz 2026’da Paris İstinaf Mahkemesi, Avrupa Parlamentosu fonlarının kötüye kullanılmasıyla ilgili mahkumiyet kararını korurken seçilme yasağını beş yıldan 45 aya (30 ayı ertelemeli) indirdi. Mahkeme ayrıca bir yıl elektronik kelepçeyle ev hapsine hükmetti. Böylece cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olmasının önündeki engel kalkmasıyla Le Pen, 2027’de yeniden aday olacağını duyurdu ve karara karşı Yargıtay’a başvuracağını açıkladı.
İspanya’da Vox, Portekiz’de Chega
2013 yılında merkez sağ Halk Partisi’nden (PP) ayrılarak kurulan Vox, Avrupa’da yükselen sağ popülist dalganın etkisiyle İspanya siyasetinde kendine sağlam bir yer edindi. Göçmen karşıtlığı, merkeziyetçiliği savunması ve LGBT haklarına yönelik sert tutumuyla öne çıkan parti, Kasım 2019 seçimlerinde %15,1 oy alarak 52 milletvekiliyle parlamentonun üçüncü büyük partisi haline geldi.
Vox’un yükselişi, Katalonya’daki bağımsızlık hareketi, yüksek işsizlik oranları ve hükümetin koalisyon kuramaması gibi iç siyasi krizlerle desteklendi. Ancak 2023 seçimlerinde oy oranı %12,4’e gerileyerek 33 milletvekili kazandı. Buna rağmen, muhafazakar partilerle yaptığı ittifaklarla sağ bloktaki konumunu korumayı başardı. Eylül 2026 itibarıyla anket ortalamaları Vox’u %18 civarında göstererek partinin yeniden güçlü bir yükseliş trendine girdiğine işaret ediyor.
Yarımadanın diğer ülkesi Portekiz uzun süre Avrupa’daki sağ popülist dalgalara direnç göstermesiyle öne çıkan bir ülke. Fakat 2018’de ülkenin merkez sağ partisi PSD’den ayrılan André Ventura’nın 2019’da kurduğu Chega, 2024 seçimlerinde %18 oy aldı ve 50 milletvekiliyle ülkenin en güçlü üçüncü partisi konumuna geldi. 2025’te gerçekleşen erken seçimlerde de yükselişini sürdüren Chega, oyların %22,8’ini alarak milletvekili sayısını 60’a çıkardı ve mecliste ikinci parti konumuna yükseldi.
Partinin lideri André Ventura, Ocak 2026’daki cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda %23,5 oyla ikinci olarak ikinci tura kaldı. 8 Şubat’taki ikinci turda ise merkez sol aday António José Seguro’nun %66,8’lik oyuna karşı %33,2’de kaldı. Buna rağmen Ventura’nın aldığı oy, Chega’nın 2025 genel seçimlerindeki oy oranının üzerinde gerçekleşti.
İtalya: Merkezin En Erken Çöktüğü Ülke
Avrupa’nın en istikrarsız siyasi iklimlerinden birine sahip İtalya’da merkez siyasetin güç kaybı, 1990’ların başındaki Tangentopoli yolsuzluk soruşturmalarından bu yana görünür olan bir olgu. Bu süreçte Hristiyan Demokrat Parti ve Sosyalist Parti dağıldı. Merkez sağ ve merkez sol ittifaklar sistemiyle yönetilen İtalyan siyasetinde 2018 seçimleri bir kırılma noktası oldu. Bu seçimlerde herhangi bir ittifaka dahil olmayan Beş Yıldız Hareketi (M5S), parti bazında en çok oy alan siyasi oluşum haline geldi. Merkez siyasetin zayıflamasıyla sağ ittifakta sağın uç skalasında konumlanan partiler kendini göstermeye başladı. Bu dönüşümün en büyük yansıması, 2022 seçimlerinde %26 oy alarak birinci parti konumuna yükselen ve Giorgia Meloni’yi başbakanlığa taşıyan Fratelli d’Italia (FdI) oldu. 2013 seçimlerinde yaklaşık %2 oy alabilen parti 10 yıl gibi kısa bir sürede İtalyan siyasetinin en güçlü partisi haline geldi.
FdI, kökenleri İtalya’daki faşist siyasi gelenekle ilişkilendirilse de, günümüzde kendisini Avrupa şüpheciliği temelinde konumlandıran muhafazakar bir parti olarak tanımlıyor. Meloni liderliğindeki hükümet, sağ ittifakın diğer iki büyük partisi olan Matteo Salvini’nin yönettiği Lega ve Silvio Berlusconi tarafından kurulan, Berlusconi’nin ölümünden sonra Antonio Tajani liderliğinde devam eden Forza Italia (FI) ile birlikte yönetiliyor.
Diğer Avrupa Ülkeleri Ne Durumda?
Avrupa’nın köklü demokrasilerinde aşırı sağın yükselişi dikkat çekerken, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de bu eğilim giderek güçleniyor. Polonya’da Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), 2023 seçimlerinde 8 yıllık iktidarını kaybetmesine rağmen %35 oy alarak önemli bir siyasi aktör olmaya devam etti. Romanya’da, 2019’da kurulan aşırı sağcı AUR partisi, özellikle genç seçmenler arasında hızla popülerleşti ve 2024 seçimlerinde %18 oy alarak ülkenin ikinci büyük partisi haline geldi. Slovakya’da ise Robert Fico’nun Smer-SD partisi, aşırı sağ söylemleri kullanarak 2023 seçimlerini kazandı ve hükümeti kurdu. Hollanda’da İslam karşıtı söylemleriyle bilinen Geert Wilders liderliğindeki Özgürlük Partisi (PVV), 2023 seçimlerinden birinci parti olarak çıktı ve üç merkez sağ partiyle koalisyon kurdu. 2025’te PVV’nin koalisyondan çekilmesiyle erken seçime gidilen Hollanda parlamentosu seçimlerinde ise partinin konumu %16,6 ile ikinci sıraya geriledi.
Avrupa’nın köklü demokrasilerinde aşırı sağın yükselişi dikkat çekerken, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde de bu eğilim giderek güçleniyor. Polonya’da Hukuk ve Adalet Partisi (PiS), 2023 seçimlerinde 8 yıllık iktidarını kaybetmesine rağmen %35 oy aldı. PiS’in desteklediği Karol Nawrocki ise Haziran 2025’teki cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda %50,9 oyla seçildi. Romanya’da, 2019’da kurulan aşırı sağcı AUR partisi, özellikle sosyal medya üzerinden hızla popülerleşti ve 2024 seçimlerinde %18 oy alarak ülkenin ikinci büyük partisi olurken, parti lideri George Simion 2025 cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura yükseldi ve yaklaşık %46 oy aldı. Slovakya’da ise Robert Fico’nun sol popülist ve milliyetçi çizgideki Smer-SD partisi, 2023 seçimlerini kazandı ve aşırı sağcı Slovak Ulusal Partisi’nin (SNS) de yer aldığı bir koalisyon hükümeti kurdu.
Hollanda’da İslam karşıtı söylemleriyle bilinen Geert Wilders liderliğindeki Özgürlük Partisi (PVV), 2023 seçimlerinden birinci parti olarak çıktı ve VVD, NSC ve BBB ile koalisyon kurdu. 2025’te PVV’nin koalisyondan çekilmesiyle erken seçime gidilen Hollanda’da ise PVV, D66 ile eşit sayıda (26) sandalye kazansa da yaklaşık 30 bin oy farkla ikinci sıraya geriledi.
Show more

Avrupa’da aşırı sağın yükselişi Trump’ın ikinci başkanlık döneminden çok önce başlayan bir süreç. Ekonomik krizler, göç, AB karşıtlığı ve geleneksel partilere duyulan güvensizlik bu dönüşümün başlıca nedenleri arasında. Trump’ın yeniden ABD Başkanı olması ise göç, sınır güvenliği, ulusal egemenlik ve Avrupa’nın savunması gibi başlıkları transatlantik siyasetin de merkezine taşıdı. Avrupa’daki bazı sağ hareketlerle kurulan daha yakın temaslar da bu etkiyi görünür hale getirdi. Buna karşılık göç ve sınır güvenliği gibi uzun süredir aşırı sağın öne çıkardığı başlıklar, ana akım siyasette daha fazla yer bulmaya devam ediyor. Diğer yandan 2025 ve 2026 seçimleri, Trump ve çevresinin desteğinin Avrupa’daki sağ partiler için tek yönlü bir sonuç üretmediğini gösteriyor. Elon Musk’ın açıkça desteklediği AfD Almanya’da güç kazanırken, Trump ve Vance’in açık destek verdiği Orbán Macaristan’da iktidarı kaybetti. Ancak bu desteğin seçim sonuçları üzerindeki doğrudan etkisini ölçmek mümkün görünmüyor.