Enerji Yoğunluğu Hedefi Tuttu: Peki Bu Ne Kadar Verimlilik Demek?
Türkiye, 2012'de koyduğu bir enerji verimliliği hedefine vaktinden önce ulaştı. Hedef, 2023'e kadar ekonominin enerji yoğunluğunu 2011'e göre en az yüzde 20 düşürmekti. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, düşüşün 2022'de yüzde 20,4'e ulaştığını açıkladı.
Avrupa Birliği'nin istatistik kurumu Eurostat'ın verileri de benzer bir düşüş gösteriyor. Ancak enerji yoğunluğundaki bir düşüş, ülkenin enerjiyi aynı oranda daha verimli kullandığı anlamına gelmeyebilir. Göstergenin neyi ölçtüğüne ve 2016'daki milli gelir revizyonunun onu nasıl etkilediğine bakmak, bu başarının neyi anlattığını daha iyi anlamaya yardım ediyor.
Enerji yoğunluğu neyi ölçer?
Enerji yoğunluğu, bir ülkenin belli miktarda ekonomik değer üretmek için ne kadar enerji harcadığını gösterir. Hesabı basittir: bir yılda tüketilen toplam enerji, aynı yılın gayri safi yurt içi hasılasına (GSYH) bölünür. Sonuç genellikle “1000 dolarlık ya da euroluk üretim başına kaç kilogram petrol eşdeğeri enerji harcandığı” biçiminde ifade edilir.
Oran düştüğünde ekonomi aynı geliri daha az enerjiyle üretiyor demektir. Bu yüzden enerji yoğunluğu, verimlilik politikalarının başarısını ölçmek için sık kullanılır. Türkiye gibi enerjisinin büyük kısmını ithal eden bir ülke için bu oranın düşmesi, dış ticaret açığı bakımından da önem taşır.
Ama gösterge, adının çağrıştırdığı kadar dar bir şeyi ölçmez. Yoğunluk, binaların yalıtılması ya da fabrikaların makinelerini yenilemesi gibi gerçek verimlilik artışlarıyla düşebilir. Ekonominin çimento ve demir çelik gibi çok enerji tüketen sektörlerden hizmetlere kayması, ılık geçen bir kış ya da GSYH'nin hesaplanma biçimindeki bir değişiklik de aynı sonucu doğurabilir. Kısacası enerji yoğunluğu bir kesirdir ve hem payı hem paydası hareket edebilir.
Hedefler nasıl konmuştu?
Türkiye'nin enerji yoğunluğuna dair ilk somut hedeflerden biri, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın 2010-2014 Stratejik Planı'nda yer aldı. Plana göre 2008'de 1000 dolarlık GSYH başına 282 kilogram petrol eşdeğeri olan yoğunluk, 2015'e kadar yüzde 10, 2023'e kadar ise yüzde 20 azaltılacaktı.
2012'de Resmi Gazete'de yayımlanan Enerji Verimliliği Strateji Belgesi, 2023 hedefini yeniden tanımladı: Yoğunluk bu kez 2011 değerine göre en az yüzde 20 azalacaktı. 2017-2023 dönemini kapsayan ve Ocak 2018'de yürürlüğe giren Ulusal Enerji Verimliliği Eylem Planı da bu çerçevenin içine yerleşti.
Stratejik plan, 282'lik başlangıç değerini açıkça TÜİK'in o dönem kullandığı 1998 bazlı GSYH serisiyle hesaplıyordu. Strateji belgesi de yoğunluğun geçmiş seyrini aynı seriyle anlatıyordu. Bu ayrıntı, hikayenin geri kalanı için belirleyici.
Payda değişince oran da değişir
Aralık 2016'da TÜİK, milli gelir hesaplarını Avrupa standartlarına uyumlu yeni bir yöntemle ve 2009'u referans yıl alarak yeniden hesapladı. Yeni seri, Türkiye ekonomisini eskisinden daha büyük gösterdi. TCMB'den iktisatçı Zafer Yükseler'in çalışmasına göre cari fiyatlarla GSYH düzeyi, yeni seride 2011'de yüzde 7,5, 2015'te ise yüzde 19,7 daha yüksekti.
Enerji yoğunluğunun zaman içindeki değişimi için asıl önemli olan düzey farkı değil, reel büyüme hızı. Bu açıdan da iki seri ayrışıyor: 2012-2015 arasındaki toplam reel büyüme eski seride yüzde 14, yeni seride yüzde 27. Enerji verisi aynı kalsa bile, bu dört yılda yeni seriyle hesaplanan yoğunluk eski seriyle hesaplanacak olandan yaklaşık yüzde 10 daha düşük çıkıyor.
Yani 2011'i başlangıç alan bir hedefin tutup tutmadığı, hangi GSYH serisiyle ölçüldüğüne duyarlı. Eurostat'ın güncel seriye dayanan verilerinde Türkiye'nin enerji yoğunluğu 2011-2022 arasında yüzde 19,7, 2011-2023 arasında yüzde 22,2 düştü. Bu, bakanlığın açıkladığı sonuçla uyumlu.
Bu, yeni serinin yanlış ya da eski serinin daha doğru olduğu anlamına gelmiyor. Revizyon, ekonominin daha önce eksik ölçülen kısımlarını kapsamak için yapıldı. Yeni seri üretimi daha doğru ölçüyorsa, Türkiye'nin aynı enerjiyle sanılandan daha fazla değer ürettiği ortaya çıkmış olur. Ama bu tespit, binaların yalıtılması ya da fabrikaların makinelerini yenilemesi gibi verimlilik politikalarının bir sonucu değil. Gösterge ikisini birbirinden ayırmıyor.
Revizyonun etkisini 2015 sonrasına taşımak ise mümkün değil. Eski seri 2015'ten sonra hesaplanmadığı için, iki seri arasındaki büyüme farkının sonraki yıllarda sürüp sürmediğini bilmiyoruz. Bu yüzden 2011-2022 düşüşünün ne kadarının revizyondan kaynaklandığına dair kesin bir oran vermek mümkün değil.
2015 ara hedefinde de benzer bir durum var. Eurostat'ın güncel serisinde yoğunluk 2008-2015 arasında yüzde 7,7 düşüyor, hedef ise yüzde 10'du. Ancak bakanlığın hedefi farklı bir GSYH serisi ve birimle tanımladığı düşünülürse, bu fark tek başına hedefin tutmadığını kanıtlamıyor. Ara hedefin resmi değerlendirmesine ulaşamadık.
Enerji tüketimi azaldı mı?
Verimlilik başarısı haberleri çoğu zaman tüketimin azaldığı izlenimini bırakır. Birinci eylem planının hedeflerinden biri, 2023'te birincil enerji tüketimini yüzde 14 azaltmaktı. Bakan Alparslan Bayraktar, Ocak 2024'te planla ilgili hedeflere ulaşıldığını açıkladı.
Bu oran, tüketimin bir önceki yıla ya da plan öncesine göre düştüğü anlamına gelmiyor. Bakanlığın enerji denge tablolarına göre birincil enerji arzı, 2017'de 145,3 milyon ton petrol eşdeğerinden 2023'te 158,4 milyon tona, yani yaklaşık yüzde 9 yükseldi. Yüzde 14, büyük olasılıkla önlemler alınmasaydı tüketileceği öngörülen enerjiyle yapılan bir karşılaştırma. Ancak bakanlığın yayımladığı belgelerde bu karşılaştırmanın hangi tahmine dayandığı açıklanmıyor.
Planın ayrıca 2017-2023 için toplam 23,9 milyon ton petrol eşdeğeri tasarruf hedefi vardı. Bakanlığa göre gerçekleşen tasarruf 24,6 milyon ton oldu. Ama bu, yedi yılın tasarruflarının toplamı ve tek bir yılın tüketimine ilişkin yüzde 14'lük hedefin nasıl hesaplandığını göstermiyor. Tüketimin artmış olması da tasarruf sağlanmadığı anlamına gelmiyor: Büyüyen bir ekonomide önlemler, artışı yavaşlatarak da etki gösterebilir.
Avrupa ile karşılaştırınca
Türkiye'yi Avrupa Birliği ile karşılaştırırken önce hangi soruya cevap arandığını belirlemek gerekiyor. Eurostat'ın yöntem açıklamasına göre zincirlenmiş hacimle hesaplanan seri, bir ülkenin yoğunluğunun zaman içinde nasıl değiştiğini izlemeye; ülkeler arasındaki fiyat farklarını hesaba katan satın alma gücü standardı ise aynı yıl içinde ülkeleri karşılaştırmaya daha uygun.
Satın alma gücüyle yapılan karşılaştırmada, 2024'te Türkiye'de bin euroluk üretim için 70 kilogram petrol eşdeğeri enerji harcandı. AB ortalaması 74 kilogram. Bu ölçüyle Türkiye, AB ortalamasından biraz daha az enerji yoğun bir ekonomi. 2015 fiyatları ve kurlarıyla hesaplanan seride ise Türkiye 144, AB 94 kilogramla tablo tersine dönüyor. Fark, Türkiye'de fiyatların Avrupa'dan düşük olmasından doğuyor: Aynı para Türkiye'de daha fazla mal ve hizmet satın alıyor.
Zaman içindeki değişime bakıldığında ise zincirlenmiş hacim serisine göre 2008-2024 arasında Türkiye'nin enerji yoğunluğu yüzde 22, AB'ninki yüzde 31 düştü. Yani Türkiye yoğunluğunu düşürse de AB bunu daha hızlı yaptı.
Cevapsız kalan sorular
Türkiye'nin enerji yoğunluğu son on yılda gerçekten düştü ve resmi hedef tuttu. Ancak bu düşüşün ne kadarının verimlilik politikalarından, ne kadarının ekonominin yapısındaki değişimden ya da milli gelirin yeniden hesaplanmasından geldiğini kamuya açık belgelerden ayırmak şu an mümkün görünmüyor.
Bakanlık hedefin tuttuğunu açıkladı, ancak bu sonucun yeniden üretilebilir bir hesap dökümüne ulaşamadık. Bakanlığın sayfasında 2023 ve 2024 için gelişim raporu yer almıyor. En son yayımlanan 2025 raporu ise 2023 ve 2024 yoğunluk değerlerini 2015 doları üzerinden veriyor ve uzun dönemli ilerlemeyi 2000 yılıyla kıyaslıyor.
İkinci eylem planı, 2030 için birincil enerji tüketiminde yüzde 16 azalma hedefliyor. Bu hedefin neye göre ölçüleceğinin açıkça yazılması, 2030'da benzer bir belirsizliğin önüne geçebilir.