Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı'nın 31.'si (COP31), 9-20 Kasım 2026'da Antalya'da yapılacak. Türkiye zirveye ilk kez ev sahipliği yapıyor ve konferansın başkanlığını üstleniyor; resmi müzakereleri ise Avustralya yönetecek. Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveyi hedeflerin hayata geçirilmesine odaklanan bir “uygulama COP'u” yapmak istediklerini söyledi.
Türkiye'nin ilk iklim taahhüdü, 2015'teki Paris zirvesi öncesinde açıklandı. O günden bu yana hedefler iki kez güncellendi ve her seferinde daha büyük bir azaltım oranı ilan edildi. Ancak bu oranların neye göre hesaplandığına bakınca farklı bir tablo çıkıyor: Türkiye'nin açıkladığı hedefler, bugünkü emisyon düzeyinin üzerinde.
2015'in sözü: Yüzde 21
Paris Anlaşması öncesinde ülkelerden, sera gazı emisyonlarını ne kadar sınırlayacaklarını gösteren birer “ulusal katkı beyanı” sunmaları istendi. Türkiye Eylül 2015'te sunduğu beyanda, 2030'da emisyonlarını yüzde 21'e kadar azaltacağını açıkladı.
Bu yüzde 21, bugünkü emisyonlara göre değil, bir “referans senaryoya” göre hesaplanmıştı. Referans senaryo, hiçbir önlem alınmasaydı emisyonların ne olacağına dair bir tahmin. Türkiye'nin tahminine göre emisyonlar 2030'da 1.175 milyon ton karbondioksit eşdeğerine ulaşacaktı. Hedef, bunu 929 milyon tona indirmekti. Oysa beyanın baz aldığı 2012'de Türkiye'nin emisyonu 440 milyon ton civarındaydı. Yani “azaltım” hedefi, emisyonların 18 yılda iki katına çıkmasına izin veriyordu.
Bu yüzden beyan o dönem eleştirildi. Melbourne Üniversitesi'nden araştırmacılar, ülkelerin referans senaryolarını ortak bir yöntemle yeniden hesapladığı çalışmalarında, azaltım hedefi gerçekçi bir tahminin üzerinde kalan ülkeleri sıraladı. Bu farkı “havacıva” (hot air) olarak nitelendirdikleri listede Türkiye, Rusya'nın ardından ikinci sıradaydı.
On yılda ne oldu?
TÜİK'in Mart 2026'da yayımladığı verilere göre Türkiye'nin sera gazı emisyonu 2024'te 584,5 milyon ton oldu. Bu, 2015'e göre yüzde 21, 1990'a göre ise iki buçuk katın üzerinde bir artış. Emisyonların yaklaşık yüzde 72'si enerji üretimi ve tüketiminden kaynaklanıyor. Kişi başına emisyon 1990'da 4,2 tondan 2024'te 6,8 tona çıktı.
Show more

Emisyonlar arttı, ama 2015'teki referans senaryonun öngördüğü hızda değil. 2030'a altı yıl kala Türkiye'nin emisyonu, o senaryodaki 1.175 milyon tonun yarısı civarında. Hatta 2015'te “azaltım” hedefi olarak sunulan 929 milyon tonun da oldukça altında. On yıllık veri, referans senaryonun gerçekçi olmadığı yönündeki eleştiriyi doğruluyor.
Hedefler nasıl değişti?
Türkiye, Paris Anlaşması'nı 2021'de onayladı ve iki yıl sonra hedefini yeniledi. Nisan 2023'te sunulan güncellemeye göre 2030'da emisyonlar referans senaryonun yüzde 41 altında, yani 695 milyon tonda olacak. Referans senaryo değişmedi; yine 1.175 milyon ton. Belgeye emisyonların en geç 2038'de zirve yapacağı ve 2053'te net sıfıra ineceği taahhüdü de eklendi.
2025'te sunulan ikinci katkı beyanı ise hedef yılını 2035'e taşıdı. İklim Başkanlığı'nın açıklamasına göre 2035 için referans senaryo 1.109 milyon ton, hedef ise bunun 466 milyon ton altı olan 643 milyon ton.
Yüzdeler büyük görünüyor, ama bir azaltımın neye göre yapıldığı önemli. Bu hedefler emisyonun bugünkü düzeyine göre değil, “hiçbir şey yapılmasa” varılacağı varsayılan düzeye göre hesaplanıyor. O düzey yüksek tutulduğunda, yüksek bir azaltım oranı bile emisyonların artmaya devam etmesine izin verebiliyor.
Resmî hedefler, ormanların ve toprağın atmosferden çektiği karbonu düşerek hesaplanıyor. Aynı yöntemle 2023'teki net emisyon 483 milyon tondu. Buna göre 2030 hedefi 2023 düzeyinin yüzde 44, 2035 hedefi ise yüzde 33 üzerinde. Orman etkisi dışarıda bırakıldığında da tablo değişmiyor: Climate Action Tracker'ın hesabıyla 2030 hedefi 749, 2035 hedefi 694 milyon tona karşılık geliyor. Bu da 2024 emisyonunun yüzde 28 ve yüzde 19 üzerinde. Kısacası iki hedef de emisyonların düşmesini değil, artışın yavaşlamasını öngörüyor.
Bağımsız bir araştırma girişimi olan Climate Action Tracker, son değerlendirmesinde Türkiye'nin hedeflerini “kritik derecede yetersiz” olarak sınıflandırıyor. Kuruluşa göre 2035 belgesi referans senaryonun nasıl hesaplandığını açıklamıyor.
Kömür planlarına ne oldu?
Emisyonların en büyük kaynağı enerji, enerjide de en karbon yoğun yakıt kömür. 2015'te Türkiye, dünyada en fazla yeni kömür santrali planlayan ülkeler arasındaydı.
Küresel Enerji İzleme (Global Energy Monitor) kuruluşunun Nisan 2024'te yayımlanan raporuna göre bu planların büyük kısmı gerçekleşmedi. 2015'ten bu yana toplam 73,8 gigavatlık kömür santrali projesi iptal edildi ya da iptal edilmiş sayılıyor. Karşılaştırma için, Türkiye'nin bugün çalışan tüm kömür santrallerinin kapasitesi bunun üçte biri kadar bile değil.
Yine de kömür kapasitesi azalmadı. Aynı rapora göre işletmedeki kömür santrali kapasitesi 2015'ten bu yana 5,2 gigavat, yani yüzde 34 arttı. 4,8 gigavatlık proje hâlâ geliştirme aşamasında; bu büyüklükle Türkiye dünyada sekizinci sırada. Rapor, Türkiye'nin belirlenmiş bir kömürden çıkış tarihi olmadığını ve 2023'te Birleşik Arap Emirlikleri ile imzalanan enerji anlaşmasının 3 gigavata kadar yeni kömür yatırımı içerdiğini de not ediyor.
Yani 2015'teki dev kömür planları büyük ölçüde kâğıt üzerinde kaldı, ama kömürün elektrik üretimindeki yerini koruyan yatırımlar sürdü. 2035 hedefinde de kömür için bir takvim yer almıyor.
COP31'de asıl soru ne?
BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nin 31. Taraflar Konferansı (COP31), 9-20 Kasım 2026'da Antalya'da yapılacak. Ev sahipliği ve dönem başkanlığı Türkiye'de; karar, aynı göreve aday olan Avustralya ile varılan uzlaşmayla Kasım 2025'te Belém'deki COP30'da alındı. Uzlaşma kapsamında Avustralya'ya da hazırlık sürecinde rol verildi.
Zirve, ülkelerin 2035 hedeflerini sunduğu bir dönemin hemen ardından geliyor. Bu yüzden tartışmanın hedef koymaktan bu hedeflerin nasıl uygulanacağına kayması bekleniyor. Ev sahibi olarak Türkiye'nin kendi sözleri de bu soruyla birlikte gündeme gelecek.
Bu yazıdaki veriler, uygulamanın nereden izlenebileceğini de gösteriyor. TÜİK her yıl sera gazı envanterini yayımlıyor; emisyonların 2038'de zirve yapma sözüne yaklaşılıp yaklaşılmadığı bu serilerden takip edilebilir. Kömür kapasitesindeki değişim, bağımsız izleme kuruluşlarının proje veritabanlarından izlenebiliyor. 2035 hedefinin hangi sektörde ne kadar azaltımla karşılanacağı ise taramamızda ulaşabildiğimiz belgelerde yer almıyor. Zirve boyunca sorulacak en somut soru da muhtemelen bu olacak.